16 Ocak 2012 Pazartesi

Aaah ah, şimdi de bana duvar lazım...

Yaai bir de duvar lazım şimdi..
Üüüff, işin yoksa yine git çöpten strafor bul..Tam çöpçü oldum artık yani :)


Düz ve uzun bir strafor parçası...
Tuğla desenlerini ateşte kızdırılmış bıçakla çizdikten sonra, bu çizgilerin içini siyah ayakkabı boyasıyla çizip netleştirdim...


Ondan sonrası zevkliydi..
Gölgelendirmeyle taşları boyadım..Gölgelendirme ne güzel bir şey..Hemen resme boyut veriyor..


Yosun rengi,  yağmur küfü, çamur lekesi gibi doğal renklerle hafif dokunuşlar yetti...
Bu duvar, sahnede çok şık durdu..
Ama uzun bir duvardı, ve ben bununla sokakta yürürken çok salak görünüyordum :)))
Neyse ki yol boyunca kendi kendime espriler yapıp güldüm..Mesela dedim ki:
-Kolunun altında koca bir taş duvarla sokakta bu kadar zorlanmadan yürüyorum ya, Herkül müyüm neyim bee :)
Valla, karşıdan baksanız taş duvar..ama zorlanmadan taşıyorum..Ay ben ne kadar güçlüyüm :)))
Sevgiyle kalın, sanatla kalın :)
-
-
-
-

14 Ocak 2012 Cumartesi

Bana taş lazım...

Şimdi diyeceksiniz ki;
-Figen yavrucum ortalıkta taş kıtlığı mı var? Git sokaktan topla..
Yok yok bana tiyatro sahnesinde kullanmak üzere taş görüntüsünde yumuşak bişey lazım..
Rol icabı oyuncu yere düşecek, kafasını taşa çarpıp ölecek..
Gerçek taş kullansam adamcağızın kafası patlar Allah korusun..
Figen hadi kızım iş başına.

Aslında bir çok şey denedim..
Tutkala batırılmış kumaş parçaları, strafor filan..Ama onlar içime sinmedi..
Bir de gazete kağıtlarıyla deneyeyim dedim..
Gazete sayfalarını tutkallı suya batırarak sıkıp buruşturdum..


Biliyordummm...Daha şimdiden başladı taşa benzemeye..


Su tutkallı ya, bunlar kuruyunca biraz sertleşti..Tutkal miktarı az idi..O yüzden az sertleşti..İşte ben de tam bunu istiyordum..



Beyaz tutkal ve siyah ayakkabı boyası karışımıyla boyadım.
Dağınık olarak sarı ve yeşil reneklerde dokunuşlar da yaptım..


Taş gibi görünmüyor mu?


Bu taşları odadaki aynalı konsolun üzerine dizdim..Ve eve ilk girenlerin tepkilerini bekledim..
İlk annem gördü:
- Figen, bu taşlar ne? Ne işleri var mobilyanın üstünde?
Sonra kız kardeşim gördü:
-Ay abla bu taşlar ne?Biblo olarak kullanacak daha saçma birşey bulamadın mı?
Sonra eşim gördü..
-O taşları niye getirdin ki eve?
Sonra kızım geldi eve ve şöyle dedi:
-Anne bu taşlar niye burda?


Anladım ki baya bi benzemişler :)
Ha, söylemeyi unuttum, bir de bunları sobanın üzerindeki çamaşır asma şeysine iple asarak kuruttum..


Ne kadar kuvvetliyim bee.Koca taşı iki parmağımla kaldırabiliyorum !?!  :)


Hemen bunları tiyatro salonuna götürüp sahneye koyayım..



Türkçe bilmeyen biri bu sayfaya rastlayıp bu fotoğraflara baksa herhalde şöyle düşünürdü:
-Acaba bu bloğun sahibi salak mı? Niye taş resimleri koymuş?
Aaaah ah, kimse anlamaz ki derdimi..niye böyle saçma sapan şeyler yapıyorum, beni tanımayanlar bilmez ki :)))

Bazan insana deli gözüyle baksalar da, siz yinede sanatla kalın canlar :)
-
-
-
-

10 Ocak 2012 Salı

Geri sayım başladı...

İlk olarak, OĞUL isimli oyunumuzun müzikli klibini ekleyeyim..
Ardından da son provalarımızı...
Buyrun canlar, birincisi, müzikli sezon klibimiz...

 
Ardından, son hazırlıklarımız ve son provalarımız...



Ve sevgili blog arkadaşlarıma aşağıdaki videoda, oyunumuzun Çolak Ayşe' sinden selamlar var :)


                                        

Eee son dakika hareketleri..Arada biraz eğlenmek de lazım  :)



VEEE BU DA ARTIK EN SON VİDEO ÇEKİMİMİZ...
Artık son dakikalar..Makyaj yapılıyor, dekorlar düzeltiliyor..
Hatta ben Hamza beyin saçını ve sakalını boyuyorum..
Haa, sizlere bi soru..Bilin bakalım bu saç ve sakalı neyle boyuyorum? :))))




Bir kaç da fotoğraf ekleyeyim mi?












aslında şu an sahne yarım yamalak..daha perdelerin tamamı bile takılmamış..yani aslında sahnemiz bu kadar acıklı değil valla billa..saten perdelerle filan gayet hoş olacak tam monte edildiğinde..
bu son günler ne acayiptir ya :)
o an gelecek diye gerilir, korkarsınız..
sezon bitecek diye bir yandan hüzünlenirsiniz,

hele hele son haftada ne rüyalar görür oyuncular ben bunu çok iyi bilirim..çünkü aynı rüyaları ben de görürüm son hafta :)

dün geceki rüyamı anlatayım :))))

oyun günü gelmiş.
oyuncuların hepsi heyecandan ezberlerini unutmuşlar.ben dehşet içindeyim.
oyun başlıyor..oyuncular doğaçlama oynuyorlar ama tam bir rezalet.birinin lafı öbürünü tutmuyor..
oyunu bırakıp bahçeye çıkıyorum..bahçenin arka tarafına geçip, hüngür hüngür ağlıyorum..
bir süre karanlık bahçede ağladıktan sonra tekrar salona giriyorum..aman yarabbim bir bakıyorum ki salonda sadece 3 tane seyirci var, onlar da uyuyorlar koltuklarda...
tabi seyirci kısmı karanlık ya, bizim oyuncular farkında değiller bütün seyircilerin kaçtığının..

gidip bütün ışıkları yakıyorum.."arkadaşlar tamam, artık devam etmeye gerek yok" diyorum..yeniden bahçeye çıkıyorum.. "benim yüzümden, ben beceremedim, başaramadım " diye avaz avaz ağlıyorum.

işte tiyatrocuların oyuna bir hafta kala muhakkak gördükleri rüyadır bu..

ben bu rüyayı, oyuncuysam da, yönetmensem de, muhakkak her çalıştığımız oyunun son haftasında görürüm..

amaaa, çok garip bir gerçek de var..
yahu bir stres bu kadar mı keyif verir insana? şu oyunun stresi var ya, ondan sonra nasıl özleniyor inanamazsınız..
o an ömrümüzden ömür gidiyor ama daha sonra, bir daha, bir daha yaşamak istiyor insan..
bu sahneyi, bu sıkıntıları çok özlüyor..

tiyatro bir sevdadır..bir aşktır..çiledir..fedakarlıktır..ama aynı zamanda da vazgeçilmezdir..insanın kanına işlemeyegörsün, anlatılmaz bir güzelliktir...

geri sayım başladı..

işte, oyundan sonra çoook özleyeceğim ortam..işte hepsi birbirinden değerli oyuncularımız..

işte büyük güne son saatler kala tatlı telaşımız...

oyuncu arkadaşlar ben hepinizi o kadar çok seviyorum ki :)
-
-
-
-
-

6 Ocak 2012 Cuma

Ben ne kadar saçma şeyler yapıyorum böyle ya...

Oyunumuzun yaklaştığını söylemiştim..
Tabii her aşamasıyla kendimiz ilgileniyoruz..
Ama bir itirafta bulunmam lazım..Ben hiç dikiş bilmem :((((
Yani şunları resmen:
- Can havliyle
- İman gücüyle
- El yordamıyla
- Ve şey zoruyla
nasıl yaptım ancak ben bilirim :(((
Bu şalvar az önce bitti.Valla nasıl yaptın diye hiç sormayın, çünkü gayet şuursuzca bir çalışmaydı..


Uydur kaydır-dene yanıl yöntemiyle şöyle bir şey çıktı ortaya...
Bi dakika oğlum gelsin de bize mankenlik yapsın...


Aaa bu mankenlik sırasında oğlum ne dese beğenirsiniz?
-Anne bu ne kadar rahatmış böyle, oyun gününe kadar bunu evde giyebilir miyim?
İlginç ya, insan bununla nasıl rahat eder?
Yani ben olsam öyle ağı çok aşağıda ya, üzerimden düşüyor zannederim yaw :)))


Tabii ki bi milyon tane kusuru var..Ama ben ne anlarım yahu dikiş dikmekten? Hele hele şalvar dikmekten?


Oyucu abimizin belinden başlayarak paçaya kadar ölçüsünü almıştım..97 cm idi..
Ay sanki çok anlarmışım gibi ölçü alırken ciddiyetimi görecektiniz :))))


Yani bilinçli davrandığım tek nokta, oyuncu abimizin bacak ölçüsü oldu..Gerisi şuursuzca gelişti..
Ama fena da olmamış ya, oyunda 1 saat idare eder di mi? :))))


Aaaah ah, bu ne ki...
Şu dikiş bilmeyen bacınız, bundan  bir kaç  sene önce de yine bir tiyatro oyunu için deli gömleği dikmişti :((((


Bu oyuncu abinin bir gömleğini isteyip, kalıp olarak kullanmıştım..Yakasız bir gömlek düşünün, kolları çok uzun.Ve oyuncunun o gömleği ters giydiğini düşünün..Uzun kollarla arkadan bağlıyorlar ellerini..
Ben mankenlik yapayım sizlere :)


Bu tiyatro oyununda, bu abi benim eşimi oynuyordu..Rol icabı bütün ailesi gözlerinin önünde öldüğü için adam aklını kaybediyor ve hayaller görüyor..Mesela şu gördükleri, üç çocuğunun hayali...


Şu melek de benim..Güya ben de ölmüşüm..Adam akıl hastanesinde hayaller görüyor..Ben de melek olarak etrafında dolaşıyorum..
Ne güzel bir oyundu ya :))))

Bir insan daha saçma ne dikebilir diye merak ederseniz onun da cevabı bende...
Şunu bile diktim ya :(



Evet, bir aslan kostümü gerekiyordu.
Piyasada bulamadım tabii ki...
Ve yine iş başa düştü..
İyi de ben dikiş bilmem ki :((((
Ve ayrıca da sanki ben hayatımda aslan mı gördüm????


Tutkala batırılmış bezle yapmıştım yüzünü..
Allahtan ki resim yapabilme yeteneğim var..
Yoksa bu zor suratı nasıl yapacaktım :(


Beden kısmını da şöyle yaptım..
Oyuncunun bir pantolonunu ve bir kazağını üst üste koydum..Araya (rahat oturup kalkabilmesi için) 2 karış pay koydum..Yani bir pantolon ve bir kazak dikmiş oldum, sonra bunları birleştirdim..önünü de kesip cırt diktim..
Yine iman gücüyle, can havliyle, el yordamıyla ve şey zoruyla :(


 Kostüm ortaya çıktığında en çok ben şaşırmıştım başarmış olmama..


Oyunun sahnesinde de görmek ister misiniz?


Bitti mi zannediyorsunuz?
Ben bu tiyatro dekor ve kostümleri konusunda daha neler yaptım :(((
Akrep bile yaptım ya...
Çok zordu...
Sanki ben hayatımda  akrep mi gördüm???


Tutkallı pamuklardan yapmıştım..


Neresi başıdır, nedesi kıçıdır anlamadım, ne kadar saçma bir hayvan bu ya?


Tutkala batırılmış pamuklar kuruyunca plastik kadar sertleşiyor..Ve kolay kolay kırılmıyor..


Ve bu akrebi de bie başka tiyatro oyunumuzda kullanmıştık...



Peeeeh, bu kadar mı zannediyorsunuz?
Köy çeşmesi bile yaptım ya :(((


Strafordan..Yani bildiğimiz ambalaj köpüğü..


Su borunun altındaki pas lekesini de suluboya ile yapmıştım..




Bu dekoru, tiyatro salonuna götürürken bir de sokakta görmek istedik..Üşenmedik indirdik arabadan...


Hakikatten de gerçek sokak çeşmesi gibi olmuş di mi? :)


Haa bir dee, tiyatro dekoru olarak taş ve kayalar yapmıştım..
hem de bilin bakalım neyden?


Tutkallı suyla ıslatılıp buruşturulmuş ve sıkılmış gazetelerden...


Su tutkallı ya, kuruyunca sertleşiyor tabi..
Üzerini de boyadım..
Bu da bir tiyatro dekoru olarak sahnede yerini aldı tabi..


Strafor parçalarından taş duvar da yaptım :)





Aaa unuttum söylemeyi..
Hani ben dikiş bilmiyorum ya, dikiş makinam da yok doğal olarak..
Ne gördüyseniz elimde diktim :(
Bu zamana kadar tiyatro için yaptığım tüm dekor-kostüm-aksesuarları şöyle bir hatırlatayım istedim...
Ama tabii hepsi bu kadar değil..
Daha bilgisayarlar yoken yaptıklarımı hiç bir yere kaydedememiştim..
Meselaa, kahverengi çuvaldan ilk çağ elbiseleri dikmiştim yıllaaaar önce bir tiyatro oyunu için..
Ve daha neler neler...
Onları da paylaşabilmeyi çok isterdim...
Ama o zamanlar resimleyip kaydedebilme imkanı yoktu ki :(

Sevgiyle kalın..
Sanatla kalın..
-
-
-
-
-