11 Haziran 2019 Salı

gelin canlar bir olalım

GELİN CANLAR iki perde
(Kaz Dağları için skeç.)
Oyun, dağ gibi basamaklı üçgen bir platformun üzerinde geçer. Platformun en
üstünde bembeyaz giysileriyle bir kız durur ve etekleri iki yandan dağ görüntüsü gibi
aşağı iner. Giysinin devamı gibi iki yandan gözüken etekler, beyazdan yeşile doğru
renk değiştirir. Oyunun kişileri bu üçgen basamaklarda, sanki dağın eteklerindeymiş
gibi dururlar. Hepsi on kişi kadardır. Normal giysiler içindedirler. Sadece Zeus
başında tacıyla, tepeye yakın bir yerde oturur. Oyun her şeyin bozulduğunu anlatan
bir ağıt türküyle başlar. Bu ağıt türküyü bir kadın sesi, kaz dağlarının sarı kızı söyler.
Zeus bizi tan eyleme
Hak ismin okur dilimiz
Sakın efsane söyleme
Doğaya varır yolumuz
Sayılmayız parmağ ile
Tükenmeyiz kırmağ ile
Taşramızdan sormağ ile
Kimse bilmez ahvalimiz ey canım
Doğa yolundan gideriz
Gidip de öze varırız
Bu kavga yücedir deriz
Doğadır bizim ulumuz
Erenlerin çoktur yolu
Cümlesine dedik beli
Gören bizi sanır deli
Usludan yeğdir delimiz
Birleştiren deli olmaz
Doğa seven mahrum kalmaz
Düşümüz yeşerir solmaz
Bahara erer gülümüz

ZEUS:  Sarıkız gene ne oluyorsun.
Sabah sabah ağıt yakıp durursun.
SARIKIZ: Bilmiyormuş gibi konuşma Zeus
İzin vermişsin yine ona buna,
Yabancı eller dokunacak bağrıma.
ZEUS: Sen gönlünü ferah tut kızım.
Sana dokunmayacaklar.
Onlar biraz şey yapacaklar.

SARIKIZ: Söyle, Ney yapacaklar?
ZEUS: Az aranacaklar orada burada.
Şey arayacaklar eteklerin altında
SARIKIZ: Neyimi arayacaklar Zeus.
Ben sizden ne gizledim yüzyıllardır.
Her şeyimi yürekten size sundum.
İşte zeytinlikerim, ağaçlarım,
İşte bağrımdan akan bin bir pınarım,
Soluyun diye ürettiğim hava
Bin bir çeşit şifalı ot burada
İşte kuzularla çobanlar,
İşte çayırlarda beslediğim ak kazlar
Beş bin yıldır tepemde oturtmadım mı?
Sana kaz dağlarını taht yapmadım mı?
Homeros şahidimdir ey Zeus
Truva savaşını burdan yönetmedin mi?
ZEUS: Kızım sen de amma uzattın ama
Az bir şey elleyecekler, korkma
Hem biz anlaşma yaptık Mr Smit’le.
Namusuna halel gelmeyecek.
Yalnız eteklerinde dolaşacaklar, eteklerinde.
Eteklerin altı yasakladım ama…
O tarafını bağladım sağlama.
SARIKIZ: Size bütün zenginliklerimi vermedim mi Zeus?
Benden daha ne istiyorsunuz?
ZEUS: Altını istiyoruz kızım… Altını dedim.
Yani, altın madenini demek istedim.
SARIKIZ: Altını istemek saflığımı istemektir,
Topraklarımın altı bekâretim demektir.
Saflığım namusumdur onlar benim.
Bakir doğa, benim masum bedenim
Altıncılar toprağımı deldikçe,
Siyanür havuzları kurdukça,
Sularıma, havama asitler karıştıkça,
Ben saf ve bakir kalabilir miyim?
Beni bırak… Sen ve senin iktidarın,
saf, adil ve masum, kalabilir mi yarın?

ZEUS: Kızım neden anlamak istemiyorsun.
Bizde iktidar mı kaldı? Yaşlandık
Hem demokrasi çıktı, mertlik bozuldu artık…
Alaşağı ediyorlar tepelerden tanrıları
Eğer doyuramazsan sıradan insanları
Oysa böyle miydi eskiden?
Ne güzel yönetiyorduk, Hera teyzenlen
Bu altından ben de pay alacağım
Sonra tanrı payı halkla üleşeceğim
Yani bir sana, on bana deyip
Herkesi çok zengin edeceğim
SARIKIZ: Ey Zeus bizler zaten zenginiz
Oksijenin bende yüzde yetmişi,
Dünya florasında olmayan 47 çeşit bitki,
Her derdin şifası bin çeşit çiçeğim var
İnsanı mutlu eden her şey, her şey bende var.
Fazlasını isteyip dengemi bozan
Korkarım ki başına bin bela sarar
Neden fazlasını ver dersin?
Bu doğadan daha da ne istersin?
ZEUS: Daha ne istermişim, bakındı hele
Apollon çıktı yoluma, hergele
Altında yüz beygirlik gümüşten bir araba
Zeus ol da hasedinden çatlama
Benim de altından bir arabam olacak
Yoksa Hera saçlarımı yolacak
Beş yüz beygir takacağım önüne
Ben tanrıyım, izin verdim, sana ne?
Herkes bana verecek, düzenimiz bu
Şimdi sen vereceksin, yok bana tabu…
SARIKIZ: Yapma Zeus bu orman, bu zeytinlikler halkın
Bir kere de kullarına soraydın…
ZEUS:  Halka sormak mı? Güldürme beni
Boşuna mı kurduk biz bu düzeni
Ben ne söylersem halk onu yapar,
Benden hem korkarlar, hem de taparlar
SARIKIZ: Zeus senin gücün bir yere kadar
Doğanın dilinden bilgeler anlar

ZEUS: Sen de epey komik çıktın sarı kız
Akademia’ya da uzanır ellerimiz
Kimi istersem onu rektör yaparım
İstediğim raporu onaylatırım.
Yasa dediğini hâkimler yapar,
Hâkim dediklerin de hep bana tapar.
SARIKIZ: Halk var, namuslu bilgeler var, adil tanrılar da var
Senin gücün doğada bir yere kadar…
ZEUS:  Halk mı dedin, halk işin en kolayı,
Biraz para, biraz korku, yaptırdım mı görkemli bir tapınak
Peşimden sürüklenirler tek tek, yaprak yaprak
Hem istesem muhtarlarla da çözerim ben olayı
Birazdan meydanda toplanacaklar
Peşin peşin yevmiyelerini alacaklar.
Bir de nutuk patlattım mı derinden
Zeus diye meydan oynar yerinden
(Halk ellerinde kazma kürek toplanmaya başlar)
DURSUN:  Uyy Temel! Sen buralarda ne arayaysun?
TEMEL: Çalışmaya celdum Tursun. İşçi alacaklarmış.
DURSUN :  Fadime nereyedur?
TEMEL :  Fadime’yle darulduk.
DURSUN: Uy, nasıl oldi?
TEMEL: Şöyle ki, Fadime dedu. “Bak Temel 10 senedir beraberiz. Artuk
evlenelim”. Ben de dedim ona ki: “Ula Fadime, bizi pu yaştan sonra çim
alır”. İşte ona sebep dargınız.
DURSUN: sen haklısın, ayıp etmiş Fadime
Bilir misin burada yapacağımız işin aslı ne?
TEMEL: Toprak kazacakmışız beş on ton
Büyük patron Zeus, şirket taşeron
(Zeuss öksürür, nutuk atmaya hazırlanır)
ZEUS: Vatandaşlarım, seçmenlerim.
Sizleri seyrettikçe bende bir gurur
İşte görmek istediğim ileri demokrasi budur.
Herkes istediğini söylesin, istediğini yapsın

Yeter ki sonunda hep bana tapsın.
Bilirsiniz, sizi düşünmekle geçer gündüzüm gecem
Sizin adınıza da düşünürüm ben.
O güzel kafalarınızı sakın yormayın.
Benden gayrısına da inanmayın…
Karım Hera, geçen görmüş rüyada
Ekonomik kriz varmış dünyada
Ben sizi korumaya çalışıyorum.
Enflasyondan, deveülasyondan,
Bir çıkarım mı var? Ne han ne hamam…
Bu yıl bütçemiz “denk, denk” diyor.
Çünkü Zeus’unuz altın ihraç ediyor,
Dağlarımıza değerler katıyoruz
Altın satıp yan gelip yatıyoruz.
Peki! Bu altınlar nereden gelecek.
Yoksa karılarınızın bileziklerini mi verecek?
Söküp alalım mı beşi biryerdeleri (beşibiyerdelerini alacak gibi yapar, kadınlar
korkar)Elbette deşeceğiz dağları tepeleri…

Yeter ki siz gece gündüz çalışın
Size çok sevimli bir patron buldum bakın
(Mr Smith sırıtır. Güleç, sarışın, sempatik bir adamdır. Işık onu aydınlatır. Halkı
selamlar)
Hem paralı, hem yakışıklı, Hem de sünnetli.
Baş rahip su dökerken görmüş vallahi.
Öyle değil mi konuşsana, efendi!
RAHİP: (başıyla onaylar.) Nasıl gördüğümü söylemeyeyim
Sünnetli olduğuna vallah şahidim…
ZEUS: yabancı da değil müttefikimiz,
Ebediyyen stratejik ortağız.
Söyle bana ey halkım karnın tok mu?
Sıcak bir evde oturmaya hakkın yok mu?
Yeni bir ev, kapında yepyeni bir araba,
Hakkın yok mu yeni teknolojiler kullanmaya?
Uygarlıktan nasibimizi alacağız.
Alt tarafı biraz altın çıkaracağız.
Ottu, ağaçtı, çiçekti derken
Vaz mı geçeceğiz bunca nimetten?
Hem memleketimiz hamdolsun büyük.
Verdiğimiz ne ki? Tepede höyük

Dağ bizim, dağı kimse alamaz
Ucundan vermekle bir şeycik olmaz.
HALK:  (bağrışır) Yaşasın Zeus başka büyük yok
En büyük Zeus başka büyük yok.
Bu halk seninle gurur duyuyor.
Bu halk seninle gurur duyuyor….
PROMETYÜS: Eyyy Zeus bunu bir daha düşün.
İşte budur Pandora’nın Kutusu
Açılırsa olmaz ondan kötüsü
Binlerce yılın dengesidir bu dağlar
Bozarsak, bağ ağlar bağıban ağlar
Buradan saldık güzelliği Biga’ya
Buradan saldık yaşamı bütün ovaya
Bilmem senin hükmün burda geçer mi?
Bile bile halk ölümü seçer mi?
ZEUS: ( kızgın) Şu konuşana bakın, ey Prometyus,
Bu konuda konuşacak son kişi sensin deyyus.
Ulan sen çalmadın mı tanrılardan ateş ile bilgiyi?
Sen sunmadın mı sıradan insanlara teknolojiyi?
İşte şimdi de tutturmuşlar,
Mutluluğu teknolojide bulmuşlar.
İlerleme diyorlar, konfor diyorlar.
Bunlar istekleridir halkın.
Bu işler de altın istiyor… Altın.
HALK:  (bağrışır) Yaşasın Zeus başka büyük yok
En büyük Zeus başka büyük yok.
Bu halk seninle gurur duyuyor.
Bu halk seninle gurur duyuyor….
HAMİLE:(hamile bir kadın, karnı burnunda)
Öf açılın, bana fenalık geldi
Su verin, galiba suyum da geldi
SARIKIZ: Al sana bir bakraç su (sarıkız elini denize uzatır gibi yapar)
Geleceğin anası
HAMİLE: (suyu içer-tükürür)
Sarıkız, bu verdiğin nasıl su
Denizden alınmış tuzlu mu tuzlu
SARIKIZ:
Fenayım deyince şaşırttın beni
Denizden almışım, uzatıp da elimi

BİR ADAM: Duydunuz mu dostlar işte mucize
Kazdağından uzanmış taa denize
EMLAKÇI:: Deniz buraya bunca yakınsa
Gün doğuyor emlakçi takımına
Hemen şuracıkta tezgâh açalım
Kıyı zeytinlikleri satın alalım (bir adama seslenir.)
Gel buraya şantiye şefi sefer
Bütün inşaatçılara da haber ver
İki bine alıyoruz bin liralık tarlayı
Unutmayın Zeus’un da yüzde on payı.
İNŞAATÇI: ben de hemen ZOKİŞ’e koşayım
Şu sahile bir uydu-kent yapayım.
BİR ADAM: ZOKİŞ dediğinde nedir birader?
BİR ADAM: Zeus Ortaklığında inşaat şirketi herhal…
ZEUS: İşte dostlar parlak günler geliyor
Zeus’un iktidarı altın veriyor.
HAMİLE KADIN: Ne zaman veriyorsun ey Zeus söyle
Ben de doğurayım o güne göre
ZEUS: Sen doğurmana bak altını benden
Hatta üç çocuk yap isterim senden…
Halkım çoğalmalı kullar artmalı
Bir çeyrek takarım, altın satmalı…
Bu entellere bakarsan eğer
Hiç baraj yapmamalıymış meğer
Su boşa akmalıymış delicesine
Su akar halk bakar dermişçesine
Ne diyor bu entel takımı size
Enerjiyi rüzgârdan almalıymış
Sabah akşam rüzgâr geğirsin diye
Tanrı Boreas’a yalvarmalıymış
Güneş verecekmiş de enerjiyi
Helios’a dönmeliymiş yüzünü
Gıdım gıdım enerji verirmiş bize
Bulutlardan kurtarırsa götünü
(halk kahkahayla güler- Zeus şişinir)
Oysa bakın ben ne diyorum halkım

Bırakınız geçenlere, geçsinler
İçerlerse kola mola içsinler
Altın maltın ne bulursa satsınlar
Sizi dünya vatandaşı yapsınlar
Bilirsiniz siz Hasan’a ne oldu
Ne ovalı kalabilmiş, ne de yaylalı
Ara yerde debelenip dururken
Gökbüvet’te, gücü bitti, boğuldu
Ben sizi arada komayacağım
Birinci sınıf bir halk yapacağım
İlk yediye sokacağım halkımı
Bunun için satacağım altını (Sarıkız’ın altını gösterir)
BİR KADIN: (cırtlak femin bir sesle) Ama Zeus o ormanlar bizim akciğerimiz.
ZEUSS: Akciğeriymiş. Hafta sonları sizi görmüyor muyum?
Hasanboğuldu’da yaptıklarınızı bilmiyor muyum?
Göz gözü görmüyor mangal dumanından
Sizin dumanınızdan boğuldu Hasan oğlan
HALK: ( coşkuyla bağırır)
Yaşasın Zeus başka büyük yok
En büyük Zeus başka büyük yok.
Bu halk seninle gurur duyuyor.
Bu halk seninle gurur duyuyor
DEMOKRİTOS: Ey halkım, bunca coşmuşsun madem
Ben Demokritos, atoma adını veren adam,
Bir de beni dinleyin, yapmayın hamlık,
Bu güne dek nasıl geldi insanlık?
Dayanışarak, birbirini severek, uzlaşarak doğayla
Umut burada, şarap burada, cennet de bu dünyada
HALK KOROSU: (koro, tok bir sesle bir ağızdan haykırır)
UMUT BURADA, ŞARAP BURADA, CENNET DE BU DÜNYADA
DEMOKRİTOS:
İnanmayın Zeus’un aldatıcı sözlerine,
biat edene Arsalar vaat etse de Hadeste,
Sözde su yerine şarap akan ırmaklar,
İşte üzüm, işte tekne, cennet, emeğinle olur var.
HALK KOROSU:
İŞTE ÜZÜM, İŞTE TEKNE, CENNET, EMEĞİNLE OLUR VAR.

DEMOKRİTOS:
Siz üretiyorsunuz, Zeuslar yiyor
Bakın filozof Epikuros ne diyor.
EPİKÜR: Dinle halkım, ben filozof Epikür,
Bende halkım, ister zengin ol ister fakir.
Bu dünya haz üstüne kurulu
Kadın erkek sevda ile vurgulu
Bir haz kaynağıdır ekmek ve biçmek,
Haz ile üretmek, haz ile yemek…
HALK KOROSU:
HAZ İLE ÜRETMEK, HAZ İLE YEMEK…
Evrenin temeli nasıl atomsa,
İnsanın temeli de haktır ve yasa,
Aşk ile üretin, aşk ile yiyin,
Doğayla bütünleşin, nimettir deyin.
Doğanın uzvusunuz, unutmayınız,
Doğada beleş yok, hatırlayınız…
En büyük hazlardandır hür yaşamak hür,
Kul köle olmayın yaşayın özgür.
Doğaya kendinizden bir şeyler katın
Zeus’un beleş altınını başına atın.
HALK KOROSU:
ZEUS’UN BELEŞ ALTININI BAŞINA ATIN.

ZEUS: polis şefi, neler diyor bu domuz,
Çabuk bana Yalakos’u bulunuz…
Nerden çıktı sakıncalı fikirler,
Bilirim bu fikirler çabucak yeşerirler…
Kapı kapı meydan meydan gezelim
Yılan küçük iken başın ezelim.
HALK: Bakın Zeus damla damla eriyor,
Tanrılardan Diyonizos geliyor
DİYONİZOS:

Selam halkım siz tanırsınız beni,
Bir tarafı titan olmak isteyen
İnsanın ruhsal yanını besleyenim ben
Zeus gibi bin odalı saraylarda oturmam,
Şimşeklerim yoktur, halkı korkutmam.
Savunurum başına buyruk yabanıl güzelliği
Yaratıcı taşkınlığı, İçgüdüselliği,
Giz içinde saklanan her gerçeği.
Mutluluğun, aşkın, esrikliğin peşindeyim,
Taş şehirleri sevmem, Pan’ın nefesindeyim.
Doğanın tanrısı falan değilim,
İnsan ile doğa arasındaki ilişkiyim.
Zeus sözde dev Titanları yendi,
Oysa dev insandı, yüreği sindi
Zeus korkusuyla küçülttü seni,
Aklını dev tapınaklara hapsetti.
Kamçılama Zeus halkın ihtirasını,
Ölçülü tüketsin dünya malını.
HALK KOROSU:
KAMÇILAMA HALKIN İHTİRASINI,
ÖLÇÜLÜ TÜKETSİN DÜNYA MALINI.
DİYONİZOS:
Kendi iktidarını sürdürmek için,
Komşusundan çalan Birbirini öldüren,
Dünya kardeşliğini dibinden söken
Bu yolda yürümek midir senin tören?
Sen durmadan ihtirası kırbaçla,
Dünya nimetini tek elde sakla.
Kullarının çoğu gece aç yatsın,
Yandaşların göbeğine kat katsın.
Bu lüks üretimin, tüketiminle,
Sürükleme dünyayı felaketine
HALK KOROSU:
SÜRÜKLEME DÜNYAYI FELAKETİNE

ZEUSS: Hele bana akıl verene de bir bakın,
Baldırımda büyüttüm ve tanrı yaptım,
Diyonizos ile, ölümlü Epiküros,
Şarap masasındaki bu iki sarhoş,
Para bende güç bende, iktidar bende
Bu masada en kuvvetli el bende
DİYONİZOS: Zeus, gücüne kapılıp da yanılma,
Poker masası değildir bu doğa,
Ölçülü kullanılmayan her nimet
Göklere salacak fazla hararet,
Makine, hız, üretme ihtirasın,
Dengesini bozacak yaşamsal gazın.
HALK KOROSU:
DENGESİNİ BOZACAK YAŞAMSAL GAZIN.
DİYONİZOS: Buzullar eriyecek, kutuplar yok olacak
Övündüğün şehirler suyla dolacak.
Kullanmadan çöpe attığın nimet,
Hem insana hem doğaya ihanet.
HALK KOROSU:
KULLANMADAN ÇÖPE ATTIĞIN NİMET,
HEM İNSANA HEM DOĞAYA İHANET
DİYONİZOS: Fabrika atıkları şehirleri sarıyor
Kirli sular oluk oluk denizlere akıyor.
Binlerce canlı türü yok oldu, yok olacak,
Modası geçen ürün hurdalığa dolacak
Sözde insan için yola çıktınız,
Dereleri borulara tıktınız.
Çevirdiniz barajlara HES’lere
Peki insan? Projede nerede?
HALK KOROSU:
ÇEVİRDİNİZ BARAJLARA HES’LERE
PEKİ İNSAN? PROJEDE NEREDE?
DİYONİZOS: Bu hıza uyamayan halk mutsuz, meyus, mahzun
Hammadde savaşları sürüp gider upuzun…
Bu hırsla Zeus seni saldırtır kardeşine
Ya da tıkar yer altına, maden labirentine

Ya savaşçı olursun ölürsün onun için
Ya kölesi olursun, bir lokma doyum için
HALK KOROSU:
YA SAVAŞÇI OLURSUN ÖLÜRSÜN ONUN İÇİN
YA KÖLESİ OLURSUN, BİR LOKMA DOYUM İÇİN
DİYONİZOS: Köle olma kardeşim, aklın gücüne inan
Köleci Zeuslara sakın vermeyin aman.
ZEUS: Hey Yalakos, hiç durma, bozguncuları topla
Dağıtalım şunları bin bir nifakla
YALAKOS: Merak etme ey Zeus, biz bu günler için varız.
Halkı böler, parçalar, düzenini sağlarız.
TEMEL: Dursun bu adamlar ne diyor, ne söylüyor
Onca yoldan geldik biz, yevmiye mi gidiyor.
DURSUN: Şu maden üç kuruşluk, ekmeğe zeytin katsa
Bunlar ne konuşuyor, biri bize anlatsa
GREN PEACE: (yüksek sesle) Ben size anlatayım arkadaşlarım.
Bu yüce Zeus’unuz, can yoldaşlarım
Vermiş kaz dağlarını bir altın şirketine.
Altın için bağrını oysunlar diye
Bunlar dünyanın her yerini oyarlar.
Her yeri siyanüre boyarlar.
Gözden çıkarın siz kaz dağlarını
Hatırlayın kutup ayılarını…
BOZGUNCU:  (bozguncular kara maske takmalı, halk içinde belli olmalıdır) (sözünü
keser).
Sen kimsin arkadaş? Bozgunculuk yapıp durursun.
Ayağına iş gelmiş, aş gelmiş, fakirle fukaranın,
Yüzü gülmüş garibin gurebanın,
Sen tutmuş, kutup ayısından bahsediyorsun.
Bize ekmek lazım vatandaşlarım
Ayılarımız çoktur. Ayı mı lazım?
Adını soruyorum söylemiyorsun
Ajan mısın nesin sen? Ne susuyorsun?
GREN PEACE:  Benim adım Green Peace.
BOZGUNCU:  Gördünüz mü arkadaşlar.
Adamın adı irin

Soyadı da pis
Böylelerinin yeri hapistir, hapis…
HALK: Yuuuuuu….
BİR BOZGUNCU: Biz oraya gavurları sokmayız. O dağ tahtacıların. (bir grup
arkasına toplanır)
BAŞKA: BOZGUNCU Siz de kimsiniz, orası yüz yıldır Kavurmacıların. (bir grup
arkasına toplanır)
BİR BOZGUNCU: Onlar Sünni (parmaklarıyla diğer gurubu göstererek)
BAŞKA BOZGUNCU: Onlar Alevi. (parmaklarıyla diğer gurubu göstererek)
KARŞILIKLI BAĞRIŞMA: VERMEYİZ
KARŞILIKLI BAĞRIŞMA:  Verdirmeyiz.
BİR BOZGUNCU: Verecek neyimiz var yürüyün arkadaşlar
(birbirlerinin gırtlağına sarılır ve donarlar-önde güvenlikçi ve amir aydınlanır)
GÜVENLİKÇİ: Kavga çıkacak amirim. Müdahale edeyim mi?
AMİR: Et
GÜVENLİKÇİ: Gaz atayı mı?
AMİR: At
(güvenlikçi birbirine girmiş, ama donmuş duran halka arakasını dönüp gaz çıkarır)
GÜVENLİKÇİ: Caaaaarrtttt
HALK: öfffff – pöffff . (söylenerek dağılırlar.) için çıksın emi.
GÜVENLİKÇİ: Dağıttım amirim,
AMİR: Efferün oğlum kıçınla destan yazdın.
(Halk iki gruba ayrılmış, karşılıklı bağırmaya devam eder)
1Cİ GRUP; Vermeyiz
2 Cİ GRUP: Verdirmeyiz (bu bağrış birkaç kere tekrarlanır)
Bir bozguncu İki grubun arasına üçüncü bir grup sürer, bunlar grupları ayırıp
oynayarak sahnenin önüne gelir
3 CÜ GUP: (önde iki çengi) Holdinglere vere vere kalmadı kalmadı…
Allah canını almadı almadı

Zenginlere vere vere kalmadı kalmadı
Zeus’un sandıkları dolmadı dolmadı
ZEUS: işte böyle, sen keyfine bak halkım
Sarı kız da verecek bize altın
Para çıkar, menfaat çıkar bundan,
Size de vereceğim, elbette bir ucundan
(bir helikopter sesi duyulur, yaklaşıp yere inmiş gibi ses yükselir. Halk o tarafa bakar)
HALK: Hermes bu, haberci Hermes geliyor
Bakalım bu işlere o ne söylüyor.
HERMES:
Selam Zeus, bakıyorum halkın göbek atıyor,
Kafan ne üretiyor, dil ne satıyor?
Sen kolay güldürmezsin ne yaptın yine,
Ölümü neyle ambalajladın söyle….
ZEUSS (sırıtır)
Güle güle öldürmek işimiz bizim,
Herkes işini yapsın, neymiş haberin?
Karım Hera arıyorsa, bulamadım de,
Biraz dinlen, benden iç, iki toklu ye.
HERMES:
Haber sana değil, dur adı neydi,
Açma mıydı, börek miydi, öyle bir şeydi.
Amerika derler bir ilden gelir,
Acele diyor, haber vermek gerekir.
ZEUSS
Çörek değil, Simit olmasın sakın,
Benim iş ortağımdır, bana bırakın.
HERMES:
Haber sesli mesajdır, hem İngilizce,
Sen o okullara gitmediğine göre,
Çağır gelsin, mesajı dinleteyim
İletişim çağı, işim çok benim…
O sırada Mr. Smit ön tarafa doğru getirilir, yanında Zeuss’un güvenlikçileri vardır.
Şaşkınca Hermes’e bakar.

HERMES:
Haberim var sana çok uzak bir diyardan
Denizler ötesinden Californiya’dan…
SİMİT
Sevgili kızım Marigold’dan olmalı,
Epeydir hastaydı, haber iyi mi?
Benim tek kızımdır, yegâne mirascımdır.
İmparatorluğumun varisi, geleceğimdir.
Benden sonra ona emanettir dünya altını,
Bu sebeple Marigold koydum adını.
HERMES:
Pekala aç kulaklarını dinle,
Sesli mesajı paylaşıyorum seninle
Herkes dinler, sahnenin arkalarından önce biraz parazit, sonra kırık bir kadın sesi
gelir. (Bu uzun tirad sahnede, az aydınlatılmış bir bölgede bir kız tarafından okunursa
oyundan kopma olmaz. Dramatik sahnelerde, meydandaki kadınlar, ağlaşır,
dövünürler)
MARİGOLD:
Baba, sevgili babacığım, bilirim başından aşkın işin
Mayo Kliniğinden, raporlarım geldi az önce,
Bu iş bitti, uzun uzun konuştum profesörle
Son evreye ulaşmış, kanserliymişim.
Oysa neler hayal etmiştik seninle
Sen yaşlandığında, uğraşacaktım madenlerinle
Güney Afrika’da nasıl da çalışmıştık,
Toprakta dev çukurlar açmıştık.
O büyük siyanür kazasından
Kendimizi güç bela kurtarmıştık.
Biz kaçıp kurtulduk, ama bebeler,
Senelerce siyanürlü sudan içtiler.
Sağlığımı kaybettim, bu nedenle aşırı duyarlıyım,
O eski Marigold’dan şimdi çok farklıyım.
Bırak baba, bence bu işi bırak
Sağlık, hiçbir ziynetle denkleşmiyor bak.
Bırak o ormanlar, o sular berrak kalsın,
İnsanlara hayat, sağlık, çan salsın.
Bir herbalistle konuştum, bir umut verdi bana,
Oloprin derler bir yağ varmış Kaz dağlarında.

Zeytinlerden çıkarmış, bir ümit dedi.
Çok zayıfım, hastalık beni yedi bitirdi.
Babam orda dedim, dağları kirletmeden,
Hermes ile bir haber göndereyim ben.
Şifamı ara bul, tez gönder bana,
Başlamadıysan altına, lütfen başlama
Bırak öyle kalsın dağlar kendi halinde
Sağlık altın değerinde, başka altın ne?
Bırak şifa olsun bütün bir insanlığa,
Benim gibi çaresiz Marigold’lara.
Benden bu kadar baba, artık karar senin
Başındasın dev gibi bir kapitalin.
Ama para ile sağlık alamıyoruz
Yapay doğa, yapay orman yapamıyoruz.
Makine kuşlarımız kuşa benzemez.
Altını sıkarsan oloprin vermez.
Yine derim bırak baba, bu işi bırak
Hiçbir servet sevgi ile örtüşmüyor bak.
Seni çok özledim, vakti geldi vedanın,
Dört gözle bekliyorum gelmesini şifamın.
(Uzun bir sessizlik olur, bu arada ozan sazını hüzünlü bir name ile dımbırdatabilir)
SARIKIZ:
Umutsuzluk yok doğada umut var derim
Oloprin bende var, seve seve veririm
Doğa, ne ırk tanır nede milliyet
Tüm insanlık içindir bendeki nimet
Sabah gün doğmadan hava serinken
Zeytinlerden süzerim, getiririm ben
Ey insanlar, bunu böyle biliniz
Nice şifa vardır benim doğamda
Yürekten sunarım siz insanlara
Yüz yıl geçse keşfedemez fenniniz.
MR SMİT: (üzgün, başı önünde sahnenin önüne doğru gelir, yarım Türkçesiyle
konuşur):
Ben anladı şimdi. Çok iyi Anladı ben

Zeus yırttım sözleşmeyi, böyle devam edemem (kâğıtları yırtar havaya savurur)
Gönül dili başka bir söz edemem
Anlatması çok zor… Söyleyemem…
(bağlamayla kenarda oturan ozan sözü alır:

OZAN: Ben koca ozanıyım kaz dağlarının
Onun yerine size ben anlatayım.
Bay Simit şimdi aydı, anladı
Uyandırdı onu ölümün tadı
Koca bir bütündür bu koca dünya
O bir candır, tıpkı benzer insana
Buraya dokunsan, orası ah der.
Orada var olanı burası ister
.
İnsanoğlu cayın hırslarınızdan
Doğayı koruyun, dağ, dere, orman
Bir ve birlik olup, korumalıyız.
Zenginleştirmek için ulusumuzu
Öteki insanları soymamalıyız.
Bir çiçeğin evriminde insanı görün
İnsanda, evreni yüreğe sarın.
Sorumlusunuz karıncanın ayak izinden
Ayrılmayın doğanın şifalı nefesinden
Dünyanın nimetini üleşmeliyiz
Hakçası, gerektiği kadar tüketmeliyiz
Doğanın cüzüyüz bütünleşelim
Aç gözlü Zeus’lara bir son verelim.
(bütün halk Zeusa doğru dönerek parmaklarıyla “defol, çık dışarı işareti yapar. Zeus
korkuyla sahneden çıkarken, saz türküye girer. Koro türküye katılır )
Gelin canlar bir olalım
Doğaya yoldaş olalım
Kirlerimizden arınalım
Tevekkeltü taalallah
Özü öze bağlayalım
Sular gibi çağlayalım
Bir yürüyüş eyleyelim
Tevekkeltü taalallah
Açalım defne sancağı

Geçsin hırslıların çağı
Elimizde aşk bıçağı
Tevekkeltü taalallah
Altın soyanı kovalım
Doğanın kanın soralım
Zeus’ları da sürelim
Tevekkeltü taalallah
Pir sultan’ım geldi cuşa
Münkirlerin aklı şaşa
Takdir olan gelir başa
Tevekkeltü taalallah…
“Bir yürüyüş eyleyelim” sözü ile tüm sahnedekiler, kaz dağı maketi etrafında dönerek
bir çeşit tavaf ederler.
PERDE

1 Haziran 2019 Cumartesi

ben bu oyuncumla gurur duyuyor ve gururla paylaşıyorum..

hepsi de benim eserim farkındasınız di mi?


hepsini ben yaptım, ve .herbirinin de yapımını   bloğumta tek tek, 
aşama aşama paylaştım..
hepsi bir arada çok güzel görünüyorlar ne dersiniz?













deniz kabuklarıyla süslediğim şişe şahane oldu


sıvı yağ şişesinin ağız kısmını ek yaparak uzatıyoruz ve şişeyi tutkallı kağıtlarla kaplıyoruz...


deniz kabuklarıyla tamamen kaplıyoruz...bu kabukları yapıştırmak için güçlü bir yapıştırıcı kullandım..
sonra guvaj böyayla şöyle belli belirsiz bir kaç dokunuş yaparak deniz kabuklarının renklerini biraz daha belirginleştirdim...
ve sonra da kapak olarak eski bir avize taşı yapıştırıp, şişenin tamamını vernikledim...


haa unutmadan...beyaz renkle en son çok küçük dokunuşlarla hafif hafif eskitme yapar gibi bir renk efekti verdim...










su damacanasından çanta yapayım :)


bu çanta gerçekten de acil ihtiyaçtan çıktı ortaya...
çocuğu hergün parka götürürken sürekli stres yaşıyorum..
bebek eşyaları malum..parka gidiyorsanız yanınızda ıslak mendil, bez, çorba kasesi ve kaşık, mama termosu, mama önlüğü, alt açma örtüsü, yedek kıyafet, şişe su filan almanız lazım..hadi bunları bi torbaya veya çantaya koydunuz..
ee bir de kendi çantanız var..yük olmasın diye kendi çantanızı almak istemezsiniz..
ama anahtarı, telefonu, bir miktar parayı nereye koyacaksınız? hadi bebeğe hazırladığınız çantaya koydunuz diyelim, bi anahtarı çıkartmak için neredeyse bütün çantayı ters yüz edersiniz...
ama şöyle kocaman birşey olsa, üstelik şeffaf olsa, içinde ne var ne yok, dökmeden görebilseniz, ıslanmaya, çamura dayanıklı olsa, taşıması kolay ve hatta zevkli olsa nasıl olurdu?????
ahan da işte aynen böyle olurdu...
ben var ya sahiden çok zekiyim , bu çantayla kendime büyük iyilik yaptım
 :)) 
vallahi de billahi de sokakta çevirip çevirip tebrik ediyor ve çantayı inceliyorlar :)))















çok güzel küp oldu be...


malzeme malum..bir tane balon, ve  iki pet bardak...